Zaytung.Com
Zaytung
Uzun uzun yaz
BLOG

Cedric'den Keloğlan'a... Hayali Karakterlerin Caizlik Seviyesine Göre İncelemesi (Diss to Diyanet İşleri)

-> AFAD, Ankara’da yaşanan 3.5 büyüklüğündeki depremi hissedebilen 6 kişiye ''Altın Sismograf'' ödülü vereceğini açıkladı...
-> 3. Yenicilerin edebiyatta başlattığı akıma 2. Twittercılar sahip çıktı...
-> Youtube'da görüntü ve ses kaydı olmayan bir kadın cinayetini daha yine kimse tınmadı...
-> Medipol Başakşehir kendi evinde Fenerbahçe deplasmanına konuk oluyor...
-> Fındık zamanı ortaya çıkan Amerikan kelebekleri sorununu Tarım Bakanlığı'nın mı yoksa Dışişleri Bakanlığı'nın mı çözeceği önümüzdeki MGK'ya bırakıldı...
FOTOHABER

Bodrum’da tatil yapan vatandaşlar, lokantalarda gelen şişirilmiş faturalara isyan ediyor: ''Biz AK Partili belediye miyiz ki bu kadar yiyelim?''

Tatil dönüşü İzmir-İstanbul Otoyolunu kullanan Erdem A. (37), her gişe gördüğünde ''eve geldik mi baba?'' diye soran çocuğuna karşı çok mahçup oldu...

VİDEOHABER

TRT Çocuk'tan Açıklama: ''Kaz dağları ile ilgisi yok. Genel olarak bilmiş bilmiş konuşan çocuklara sinir oluyoruz...''

SPOR

İstanbul’da Oynanacak Chelsea-Liverpool Maçı Öncesi Taşkınlık Yapan İngilizleri Dövecek Küçük Esnaf Takımı, Hazırlıklarını Tamamlayıp Maç Saatini Beklemeye Başladı..

14 Ağustos’ta İstanbul Vodafone Park’ta oynanacak Chelsea-Liverpool Süper Kupa Finali için İstanbul’a gelmesi beklenen İngiliz holiganları döve döve adam edecek esnaflarımızda moraller yerinde. Tamamı darp suçundan tutuklanıp nöbetçi hakim tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış esnaflardan oluşan takımımızda eksik veya cezalı esnaf bulunmuyor. devamı...
DERGİ
ANKET

N'olmuş n'olmuş?

HALKIN SESİ

İstanbul seçiminde 92 oy alan bağımsız aday, seçimin tekrarlanmasını istedi: ''Oylarım başkasına yazılmış...''

"Ben bunu çok net döverim..."
ASTROLOJİ

KOÇ (21 Mart - 20 Nisan)

Sevgilinizin rahat ve umursamaz tavırları illa ki sizi aldattığı anlamına gelmiyor. Ancak bayram tatilini memleketinde ailesiyle geçireceğini söyleyip Kaş'a gitmesi o anlama geliyor olabilir. O işi bi araştırın siz... devam...

Yarım Kamyon Süper Kahraman 22. Marvel Filminde: Avengers Endgame

Instagram Resim Altlarınız İçin: Bir Takım Yeni Nesil Şairler ve Oldukça Acaip Kitapları...

Zaytung Zone

''Amaaan şimdi eve gidip kim yemek yapacak?'' şeklinde düşünen takipçilerimizi diğerlerinden bi tık daha fazla seviyoruz, dürüst olalım...

Popmundo: Maceralar

Bir Kadını Daha Cinayete Kurban Veren Türkiye, Delikanlılık, Töre ve Ölümüne Sevda Temalı 50 Kadar Mal Yerli Diziyle Acısını Unutmaya Çalışacak...

Son olarak Emine Bulut adlı kadının ayrıldığı eşi tarafından öldürülmesi kadın cinayetleri konusunu tekrar gündeme taşırken, Türkiye bir kez daha acısını sağından solundan delikanlılık fışkıran, aşk için ölüp öldürmenin kutsandığı gerizekalı yerli dizileriyle unutmaya çalışacak. devamı...

Trafikte Tartıştığı Bir Erkek Tarafından Vahşice Öldürülen Kadın Sürücü, Suudi Arabistan'da Kadınlara Araba Kullanma Hakkı Veren Yasayı Tartışmaya Açtı: ''E bu kadar fazla hak verince haliyle erkekler sinirleniyor...''

Suudi Arabistan, geçtiğimiz günlerde trafikte tartıştığı bir erkek tarafından yolun ortasında boğazı kesilerek öldürülen Fatima el Katif'in yasını tutarken, ülkede geçtiğimiz yıl çıkan ve kadınlara araba kullanma hakkı veren yasa da tartışılmaya başlandı... devamı...

Türkiye, Gece Kılınacak İlk Cenaze Namazının Heyecanını Yaşıyor

Sinema

Daha (Hakan Günday yazıyor, Onur Saylak çekiyor, olan yine mülteciye oluyor), Deliha 2 (Gupse Özay, dişi Recep İvedik piyasasına oynuyor)

Haftanın bol salonlu gişe filmi Deliha, bildiğimiz gibi: Kaba ve saf tek bir karakter var, yamuk yumuk ağzıyla orta sınıf insanlara laf sokuyor, çevresindeki insanlar ise nasıl oluyorsa bundan daha salak ve bütün saf-temiz-salak insanlar birbirini çok seviyor. Haftanın izlenecek filmi Daha ise, "Ya keşke şu ünlüyle şu ünlü sevgili olsa" hayallerimize benziyor: Yeraltı edebiyatımızın önemli ismi Hakan Günday'ın romanını pek değerli oyuncu Onur Saylak çekiyor, bu ortaklıktan hayırlı bir iş çıkıyor.

O zaman, Daha'ya geçmeden önce, Hakan Günday ile Onur Saylak'ın ilk ortaklığı olan kısa filmlerini gösterelim, sonra Daha'yı yorumlayarak yazıya başlayalım. Uyar di mi hepimize?

 

Daha - 'Daha nasıl film yapalım biz size?' diyen Hakan Günday ve Onur Saylak ikilisi...

Özellikle Özcan Alper'in ilk filmi Sonbahar'dan ve en son filmi Rüzgarın Hatıraları'ndan bildiğimiz Onur Saylak yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metraj filmiyle karşımıza çıkıyor. Benim aklıma ise şu soru geliyor: Oyunculuktan yönetmenliğe geçenler bu işi setlerde mi öğreniyor? Oyunculuk yaparken çaktırmadan yönetmeni mi gözlüyor bunlar, başka oyuncuların sahnesinde sinsi sinsi yönetmenin arkasından monitöre bakıyor olabilirler mi? 

Hakan Günday'ın Daha isimli romanından esinleniliyor, senaryoyu Hakan Günday, Doğu Yaşar Akal, Onur Saylak beraber yazıyor. Ülke içinde ve dışında bir sürü ödül alan film, jüri jüri gezdikten sonra seyirci karşısına çıkıyor.


 

Ahmet Mümtaz Taylan neden hep şoför?

Kamyon şoförü Ahad (Ahmet Mümtaz Taylan) ve oğlu Gaza (Hayat van Eck) arasında geçiyor öykü. Taylan, yine direksiyon başına geçiyor, belli ki ağır vasıta ehliyeti olduğu için rolüne uygun bulunmuş. Kendisi bu sefer ilkesiz, iğrenç bir adamı canlandırıyor; bir insan kaçakçısını... Annesinden ayrı yaşayan oğlu Gaza da babasına benzememek için uğraşıyor ama çevresindeki dünya o kadar iğrenç ki, pek mümkün değil gibi...

Olay, bir Hakan Günday romanından esinlenildiği için oldukça karanlık, sert! Amaç, izleyicinin insanlığını sorgulatarak içini karartmak, kendinden tiksinmesini sağlamak, hatta, bak dinle dinle, bizi kendi karanlığımızla baş başa bırakmak...Bazı filmler de böyle işte; sen bilet parası verip filme girersin, o seni yerin dibine sokar. Azarını yer, başın önünde tıpış tıpış salondan çıkarsın...


Hakan Günday, sokaktan adam çevirip "Sen nasıl bir insansın koçum" diye sorarken...
 

Dahası:

Bilirsin ki en güzel filmler, kişisel sorunlarla toplumsal meseleleri bir şekilde birbirine bağlayanlar arasından çıkar. Bu film de öyle yapıyor; 14 yaşındaki Gaza’nın lise öncesi kendini bulma çabasıyla Suriyeli mülteciler sorununu birlikte düşündürüyor. Anlıyoruz ki dünyanın büyük meseleleri bunlar: Bir savaş, bir de lise sınavına girmiş olan ergenin hangi liseyi seçeceği sorunsalı...

Filmin en vurucu teması ise insanın hayatta kalmak için neler yapabileceği ve ahlak anlayışını nereye kadar arkasında bırabileceği... Filmden çıkınca bu soru zihnini ele geçiriyor, 'deniz kenarına oturup uzaklara bakarken derin düşünme pozu' vermek istiyorsun. Eskişehir’de deniz olmadığı için kaldırımda dikilmiş Ankara çevre yoluna bakarken ayıldım ben...


Kırk yılda bi deniz gören İç Anadolulu (temsili)...
 

Çocuğun soyadı niye van Eck? Mülteci mi o da?

Hepsi de tanıdık insanlar, başrolde zaten Ahmet Mümtaz Taylan var. Tecrübeli bir oyuncu olduğu için bu pis rolü de kıvırır diyoruz ama bir yerden sonra, belki de sinirlenmesine alışkın olmadığımız için, repliklerinin melodisi kulak tırmalıyor: “Sana bu şeyleri şu şeyleri yapma demedim mi LAN, BU ŞEYLERİ ŞU ŞEYLERİ YAPMA DEMEDİM Mİ” tarzındaki öfke replikleri ağzına oturmuyor. Hollandalı babadan, Ankaralı anneden olma Hayat van Eck ise karakterine çok güzel girmiş, 14'lük çocuğun travması, ikilemleri yüzünden okunabilmiş.

Tuba Büyüküstün de Arap hayranlarına kendisini fazla kaptırmış olmalı ki, bu durum eski eşi Onur Saylak'ın gözünden kaçmamış ve o da kendisine mülteci rolünü vermiş, aman inşallah kaderi benzemez! Büyüküstün'ün Arapçasını ilerlettiği ise gözlerden kaçmıyor, maşallah maşallah... 


- Yardımcı doçentlik durduk yere niye kaldırıldı lan? Post doktora da ne demek mk?!..
 


Bu taksi vurdurma sahnelerinde de hafiften öfkeleniyordu sanki bu abi ya...
 

'İlk filmden sonra bozdu' diyebilecek miyiz?

Daha, izleyen bünyelere çok şey katıyor. Başkarakter Ahad’ın tersten okunuşu olan Daha, 'daha fazla zaman - daha fazla insan', 'daha fazla zaman - daha başka insan' gibi anlamlara geliyor. Daha fazlasını isteyen insanlar, zaman geçtikçe daha başka olan insanlar... derken dış sesin de yardımıyla çeşit çeşit anlamlara varmak, "Heee" demek mümkün oluyor. Filmin - anlaşılması zor olmasa da - sindirilmesi için bir süre demlenmesi gerekiyor. Kimi yerlerine ancak bu sabah, "Heaee" diyebildim ben mesela.

Bu ilk filminden anlıyoruz ki Onur Saylak'ın çok iyi bir yönetmenlik gözü varmış, kendini iyi eğitmiş. Umarım kariyerinin devamında, Derviş Zaim’in Tabutta Rövaşata’sından sonra düştüğü hallere düşmez, güzel projelerle devam eder. Yolun açık olsun Yanık Efe diyelim ve kendisini yerine alalım.


Abimiz bakışlarıyla "Kestiiik" demeye çalışırken...

Puan: "Sen ilk yönetmensin, al cebine koy lazım olur" anlamında bir 90 

 

Deliha 2 - Gupse Özay'ın, ağzını yamultunca samimi olacağı düşüncesi...

2014 sonunda çıkan ilk filmden sonra, sanki ilk film çok bir şeymiş gibi, yenisi geldi. Gerçi ilk film buna göre biraz daha şeydi yine, en azından Cenk-Erdem'in Cenk Durmazel'i ve Leyla ile Mecnun'un ikinci nesil Leyla'larından Zeynep Çamcı gibi sempatik isimler vardı... İlk filmdeki kadronun çoğu gitmiş, az ünlü isimlerden klişe yan karakterler yaratılmış: Tontiş aşçı, gereksiz nezaket sahibi garson vs...

Yine Gupse Özay yazıyor ve aynı zamanda ilk yönetmenliğini yapıyor. BKM, bu Recep İvedik’in çocuk korumalı versiyonuna ve azıcık daha kadınlara hitap eden haline yürü ya kulum diyor. Yani BKM, Recep İvedik’i göğsünde yumuşatıp seyirciye doğru fırlatıyor.


 

Mahalle dizileri bitti, mahalle filmleri devam:

İlk filmde, saf, sakar ve sürekli oha diyen Deliha'nın âşık olmasını, normalde Gupse Özay'ın sevgilisi olan Barış Yarduç'un peşinden koşmasını gördüydük. Bu filmde ise Deliha'nın iş bulmaya çalışmasını ve girdiği bir restoranda tutunma çabasını izleyeceğiz. Gerisi işte, eski mahalle dizileri-filmleri kıvamında... Yalnız, bu noktada şunu söyleyeyim: Ben çocukluğu-ergenliği mahalle dizileriyle geçmiş biri olarak normalde bu mahalle öykülerine bayılırım. Süper Baba’yı, Mahallenin Muhtarları’nı, İkinci Bahar'ı, Ekmek Teknesi’ni koy önüme, Netflix’ten 3 bölüm art arda dizi izleyemeyen ben evden çıkmam, 10’ar 10’ar atarım ağzıma...


Sanki birilerini andırıyorlar ama... *


*

Yanan mahalle sıcak ortam yaratır mı?

Bu filmin de çok amatör bir şekilde kullanmaktan çekinmediği, mahalle dizi-filmlerinin de klişeleri vardır: Örneğin mahallenin kenetlenmesi için mutlaka bir dükkanda-evde yangın çıkması gerekir. Eski bir mekan, hareketli bir şarkı eşliğinde, mahalle dayanışmasıyla ve hızlı bir kurguyla (montaj sekans) düzene sokulur. Teyzeler yer silip çay yapar, erkekler duvarı sıvalar ve boyar ve de hepsi birden deli dürtmüş gibi durmadan güler. 


Şu hâlini süper kahraman kostümü diye kaktırıp Marvel'a doğru itelesek mi bunu...
 

Her şeyin cücüğe bağlanması:

Deliha 2 tüm bu mahalle dayanışması klişelerini abartıyor, zorluyor, mahalle dayanışması klipleri izler gibi oluyoruz. Deliha’nın çalıştığı lüks restoran mahalle lokantasına dönerken ve hep bir ağızdan soğan cücüğü övülürken iyice saçmalanıyor. Yine tee Yeşilçam'dan kalma bir klişe olan kuru-pilav-soğan cücüğü vurgusu, filmin yaratıcılığı hakkında fikir veriyor. Ayrıca taze fasülye pilavın üstüne daha çok yakışıyor bence!

Üzerine basa basa Acun'un ve soğan cücüğünün övüldüğü ve filmden çıkınca beynimizin "Acun iyi, cücük iyi, Acun iyi cücük iyi"  diye sayıkladığı bir yapım olsa da çocuklar bir şekilde esprilere gülüyor, hatta aralarında katıla katıla gülenler var. Deliha'nın yan restoranda 'dayı' yazan tabelaya bakıp gülümsemesinden "Eheh, dayıyı ayı yapacak, heheh" diye tahmin etmek hoşlarına da gidiyor.


Aklına kelime oyunu gelen Yılmaz Erdoğan neşesi...

Puan: "Muhtemelen 3 kuruş olan film bütçesini karşılamaya yeter" anlamında bir 35
 

The Post - Yayın yasağına da karşı çıkılabiliyor muymuş? Hem de 1971'de? Yok artık!

Steven Spielberg'in yeni filmi ve evet yine ABD'nin bir şeylerini övüyor. Önceki yılın Oscar kazananı Spotlight filmi gibi bağımsız gazeteciğin önemini gösteriyor ve gazeteler arası dayanışmaya da yer veriliyor. Veriyor vermesine de bilmiyor ki Türkiye izleyicisi bu konuda çok dertli... Bilmiyor ki klasik bir Spielberg filminde Türkiyeli izleyicilerin gözleri dolar, üzülür, hatta kıskanır! Başrollerde rol yapma yeteneklerini tartışmamamız gereken Meryl Streey ve Tom Hanks oynuyor ve ikisi de şaşırtıyor: Streep kılık değiştirmiyor, Hanks ise bir yerlere yetişmek, bir şeylerden kaçmak için koşmuyor. 

Daha fazla ciğerimiz dağlanmadan şöyle fragman:


 

Diğer:

Aramızdaki Sözler: Biri Kate Winslett, diğeri Idris Elba olmak üzere, birbirleriyle tanışan iki kader kurbanının, özel uçakla seahat ederken kaza geçirmeleri sonucu bir dağda mahsur kalmaları ve kurtulmaya çalışmaları... "O hikayedeki adayı dağ mı yapsak" tarzı bir yaratıcılık mahsülü...

Ruhlar Bölgesi Son Anahtar: Adam Robitel yönetiyor ve serinin dördüncü filmi. Bu sefer geçmişe gidiyoruz, ünlü ruhbilimci Elise Rainier'in çocukluğunun geçtiği evde yaşananları görüyoruz. Yine sabit duran türlü gizemli şeyler birden insanın üzerine atlıyor, öyle sinsi gibi, şerefsiz gibi...

Yolcu: Jaume Collet-Serra yönetiyor, eski polis-güncel sigortacı sigortacı rolündeki Liam Neeson  tren yolculuğunda gizem ve aksiyon yaşıyor. Vagonun tam ortasındaki masalı koltuklarda koridor yanı ve ters yön bilet bulmak gibi bir hissi olan bir tek mekan aksiyonuna benziyor.

Zirve: Cannes Eleştirmenlerin Haftası’nda gösterilmiş de 'öyle çok şey' değil. Öyle çok şey olsa zaten gösterimi tee bu zamana kalmazdı. Ricardo Darin başrolde, kadroyu gözümüzün bir yerden ısırdığı Latin Amerika yıldızları dolduruyor. "Hep mi ABD Başkanı gerilimi izleyeceğiz" diyenler için Arjantin Başkanı merkezli bir politik gerilim...


 

SONUÇ - Ee, daha daha napıyorsunuz?

Evet, çok nitelikli bir yerli film izlemek istiyorsak kesinlikle Daha filmine gidiyoruz. Düşük kaliteli yerli filmlere kazandırmak istemiyorsak da Deliha'ya gitmiyoruz. The Post ve Zirve filmleri de politik öykü arayanlar için 'fena değil' kategorisinde... Ee üç cümlede bitirdik bu bölümü ama biraz daha uzatmak lazım sanki, n'apalım? Kendinden bahsetsene bana biraz? Mesela hangi tür filmlerden hoşlanırsın ya da ne tarz müzikler dinlersin daha çok?..

Neyse, bu haftalık benden bu kadar, haftaya görüşmek üzere inşallah...

Twitter: @duraladam

-BİTTİ (Haftaya Gupse Özay'ın yerine Enes Batur, Daha'nın yerine de Djam filmi geliyor)-

(iletisimcevahiri Brüksel'den bildirdi)


facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et

Yorumlar:

Sıradaki Sinema İçerikleri:

Sıradaki Haberler:

(25.6.2019)

İstanbul seçiminde 92 oy alan bağımsız aday, seçimin tekrarlanmasını istedi: ''Oylarım başkasına yazılmış...''

"Ben bunu çok net döverim..."

Sadi Güven, Kamu Görevlisi


Diğer yorumlar ->

(12.5.2019)

Kastamonu'da AKP döneminden 100 Bin TL'lik pastırma borcu devralan MHP yönetimi isyan etti: ''Nerede yediniz o pastırmaları?''

"İnşallah hepsini belediye binasında yememişlerdir. Yoksa 1 senede çıkmaz onun kokusu..."

Yelda Şuralı, Psikolog


Diğer yorumlar ->