Apple TV Artık Türkiye'de: Ve İşte iCloud`a Verdiğiniz Paraya Değecek 6 Yapım...
Apple TV sonunda Türkiye'de. Yıllardır iPhone, MacBook, AirPods, saat, kablo, adaptör ve ne işe yaradığını satın aldıktan sonra öğrendiğimiz çeşitli aksesuarlar satan Apple, bu kez gerçekten izleyecek bir şeyler getirdi.
Üstelik servis Türkiye'ye yeterince Apple bir yöntemle giriş yaptı: Apple TV'ye tek başına abone olamıyorsunuz. iCloud+ aboneliğiniz varsa Apple TV ve Apple Arcade de paketin içinden çıkıyor. Yani yeni bir dijital platforma daha para vermek yerine, yıllardır fotoğraflarınızı bulutta tutmak için verdiğiniz paraya aslında diziiler de dahilmiş ama siz bunu yeni öğreniyorsunuz. Türkiye'de 50 GB'lık iCloud+ paketi aylık 49,99 TL'den başlıyor ve Apple TV için ayrıca ücret alınmıyor.
Peki kataloğu açınca ne izleyeceğiz?
Netflix'te olduğu gibi hayatımızın 45 dakikasını kapak fotoğraflarına bakarak geçirmek zorunda kalmamanız için Apple TV kataloğuna girdik ve başlangıç için 6 yapım seçtik.
1. Silo
İnsanlığın büyük bölümü yok olmuş, dış dünya yaşanmaz hale gelmiş ve 10 bin kişi nesillerdir devasa bir yeraltı yapısında yaşıyor. Yönetim baskıcı, dışarı çıkmak yasak, geçmişle ilgili bilgi edinmek sakıncalı ve fazla soru sormanın ciddi sonuçları var. Dizinin yaratıcıları bütün bunları korkunç bir distopya olarak tasarlamışlar. Apple TV'nin bugüne kadar Türkiye'ye uğramadığını buradan da anlayabilirsiniz.
Ama Siloyu güzel yapan şey sadece devasa yeraltı dünyası değil. Dizi ilerledikçe asıl gizem "İnsanlık neden buraya kapandı?" sorusundan, "Bu kadar insan kendilerine anlatılan hikâyeye nasıl ikna edildi?" sorusuna kayıyor. Üçüncü sezon da hikâyeyi felaket öncesine taşıyarak bu düzenin nasıl kurulduğunu anlatmaya başlıyor.
Resmi fragman, Silo 3. Sezon:
2. Severance
Severance, iş hayatıyla özel hayatını ayırma meselesini biraz fazla ciddiye alan Lumon Industries çalışanlarını anlatıyor.
Şirkette çalışanların beyinlerine uygulanan bir işlem sayesinde ofise girdikleri anda dışarıdaki hayatlarını, dışarı çıktıkları anda da işyerinde yaşadıklarını tamamen unutuyorlar. Yani yıllardır LinkedIn'de "work-life balance" diye anlatılan şey sonunda ameliyatla çözülmüş durumda.
Türkiye'deki beyaz yakalıların dizinin ilk bölümünden sonra yaşayacağı temel duygu ise korkudan çok merak olabilir:
"Bu şirket nerede? Başvurular açık mı?"
Çünkü akşam 18.00'de kapıdan çıkıp müdürünüzü, pazartesi toplantısını, cevaplanmamış mailleri ve "yarın sabah ilk iş bunu konuşalım" cümlesini tamamen unutabilmek, distopyadan ziyade oldukça güçlü bir yan hak gibi duruyor.
Tabii kısa süre içerisinde Lumon'ın bunu çalışanlarının ruh sağlığını düşündüğü için yapmadığı ortaya çıkıyor. Zaten bir şirketin çalışanına gerçekten fayda sağlayan bir teknoloji geliştirdiği senaryonun bilimkurgu sayılması da dizinin en gerçekçi taraflarından biri olabilir.
Resmi fragman, Severance 2. Sezon:
3. Slow Horses
Casus filmlerinden bildiğimiz kadarıyla gizli servis ajanları son derece karizmatik insanlardır. İyi giyinirler, beş dil bilirler, dünyanın kaderini değiştirecek operasyonları tek başlarına çözerler ve gerekli olduğunda bir helikopteri de bir nükleer denizaltıyı da aynı ustalıkla kullanırlar.
Slow Horses bunun yerine kariyerinde ciddi biçimde çuvallamış MI5 ajanlarını alıp aynı binaya dolduruyor.
Slough House adlı bu birim, İngiliz istihbaratının kabaca "Kovup da ihbar tazminatıyla falan uğraşmayalım, şuraya gönderelim kendileri istifa etsinler" departmanı. Başlarında da Gary Oldman'ın canlandırdığı, çalışanlarına karşı nezaket konusunda herhangi bir iddiası bulunmayan Jackson Lamb var.
Türkiye izleyicisi açısından dizinin şaşırtıcı tarafı, devlet kurumunda başarısız olan insanların terfi almak yerine başka bir departmana gönderilmeleri değil. Asıl şaşırtıcı olan, bir süre sonra gerçekten iş yapmaya başlamaları.
Dizinin altıncı sezonu da 16 Eylül'de başladı. Yani Apple TV'ye yeni giriyorsanız uzun süre oyalanabileceğiniz en güvenli seçeneklerden biri.
Resmi fragman, Slow Horses 6. Sezon:
4. The Studio
Zaytung Sinema'nın sadık okurlarına ayrıca tavsiye etmeye pek gerek olmayan yapım varsa o da muhtemelen The Studio.
Seth Rogen'ın başrolünde olduğu dizi, büyük bir Hollywood stüdyosunun başına getirilen Matt Remick'in sanat, para, ego, oyuncular, yönetmenler ve şirket beklentileri arasında sürekli yeni bir felakete sürüklenmesini anlatıyor.
Dizide herkes sinemayı çok seviyor.
Yönetmenler sanat yapmak istiyor, oyuncular iyi rol istiyor, yapımcılar gişe istiyor, şirket yöneticileri büyüme istiyor, pazarlama departmanı marka işbirliği istiyor ve sonunda bütün bu insanların ortak çalışmasıyla daha önce yapılmış bir filmin devam filmi ortaya çıkıyor.
Bu açıdan The Studioyu komedi dizisinden çok Hollywood'un yanlışlıkla kendisi hakkında hazırladığı bir itiraf belgeseli olarak izlemek mümkün.
Bir filmin arkasında yüzlerce yetenekli ve yaratıcı insan bulunduğu halde ortaya nasıl hâlâ kötü bir film çıkabildiğini yıllardır merak edenler için de bazı soruların cevabı burada.
Kısaca Apple TV'de sadece bir şey izleyecekseniz ve zaten Zaytung Sinema okuyorsanız, buradan başlamanız oldukça mantıklı.
Resmi fragman, The Studio:
5. F1
Brad Pitt'in bir Formula 1 pilotunu canlandırdığı F1, Apple'ın "Biz sürekli insanların loş odalarda birbirleriyle uzun uzun konuşup zekice cevaplar verdiği prestij dizileri çekmiyoruz, gerektiğinde yüz milyonlarca dolar da yakabiliyoruz" deme biçimi.
Pitt filmde, kariyerinin zirvesini çoktan geride bırakmışken Formula 1'e geri dönen Sonny Hayes'i canlandırıyor. Gerçek yarış hafta sonlarında çekilen sahneler, Formula 1 otomobilleri, Hans Zimmer müzikleri ve devasa prodüksiyonuyla film zaten fazla düşünmeden izlenmek üzere tasarlanmış durumda.
Filmin biraz rahatsız edici tarafı ise 60 yaşını geçmiş Brad Pitt'in 300 kilometrenin üzerinde hızla Formula 1 otomobili kullandığını gördükten sonra insanın kendi hayatına dönmesi. O noktadan sonra "Bu işler bizden geçti ya" cümlesi mazeret olarak eski gücünü kaybediyor.
Film Formula 1'i hiç takip etmeyenler için sporun temel mantığını da oldukça başarılı biçimde açıklıyor: Çok pahalı otomobiller yaklaşık iki saat boyunca aynı yerde dönüyor, ardından herkes neden yanlış lastiğin takıldığı konusunda birbirine kızıyor.
Gerisini anlamak için zaten birkaç yarış yeterli.
Resmi fragman, F1:
6. The Gorge
Listenin "Pazar pazar çok da bi şey düşünmek istemiyorum" bölümünde ise The Gorge var.
Miles Teller ve Anya Taylor-Joy, devasa ve son derece gizli bir uçurumun karşılıklı iki tarafındaki kulelerde görevlendirilen iki profesyonel ajanı canlandırıyor. Görevleri, uçurumun içinde ne olduğu tam olarak söylenmeden, oradan çıkabilecek herhangi bir şeyin dünyaya ulaşmasını engellemek.
Doğal olarak bir süre sonra birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar ve aralarında bir çeşit uzak mesafe ilişkisi başlıyor. Tek fark, klasik uzak mesafe ilişkisinde araya İstanbul-Berlin, İstanbul-Ankara ya da Kadıköy-Beylikdüzü mesafesi girerken burada çiftin arasında insanlığın sonunu getirebilecek devasa bir cehennem çukuru bulunuyor.
Buna rağmen ilişkilerinin Tinder'daki pek çok eşleşmeden daha sağlıklı ilerlediğini söylemek mümkün.
The Gorge bilimkurgu, korku, aksiyon ve romantizmi aynı kaba koyuyor. Ortaya çıkan şey her zaman mantıklı değil ama filmin zaten sizden istediği şey de bu değil. İki saat boyunca Anya Taylor-Joy, Miles Teller ve karanlık bir çukur gösterip ara sıra içinden korkunç bir şey çıkarıyor.
Bazen sinema bu kadar basit olabilir.
Resmi fragman, The Gorge:
Sonuç: Peki Değer mi?
İlk izlenimimiz şu: Apple TV'nin kataloğu Netflix kadar büyük değil. Dolayısıyla yıllarca aşağı doğru kaydırıp sonunda yine Breaking Bad açmak gibi bir seçeneğiniz yok.
Buna karşılık katalog şaşırtıcı derecede temiz. Silo ve Severance bilimkurgu tarafını, Slow Horses casusluğu, The Studio komediyi, F1 büyük bütçeli sinemayı, The Gorge da beynin artık günün geri kalanında kullanılmayacağı akşamları gayet iyi karşılıyor. Apple'ın Türkiye sayfasında da Silo, Severance, Slow Horses, The Studio ve The Gorge öne çıkarılan yapımlar arasında.
En önemlisi de Apple TV'nin gelişiyle yıllardır iCloud'a verdiğiniz paranın içinden nihayet depolama alanı dışında somut bir şey çıkmış durumda.
Şimdi tek yapmanız gereken, telefonunuzda yer açmak için 2019'dan kalma 14 bin fotoğrafı silme işini biraz daha erteleyip bir şeyler izlemek.
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
okumak ister misiniz?
|
|
|
|


.jpeg)

.png)



.jpg)
















