East of Eden: Aile İçinde Konuşarak Çözülebilecek Sorunları Birkaç Kuşağa Yaymayı Tercih Edenlerin Hikayesi...
John Steinbeck’in 1952 tarihli klasik romanı East of Eden, Netflix tarafından bu kez 7 bölümlük bir dizi olarak yeniden karşımızda. Başrolde Florence Pugh var, uyarlamayı Zoe Kazan hazırlamış ve hikâyenin merkezinde yine Trask ailesi bulunuyor.
Hikâye 1900’lerin başında başlıyor. Baskıcı bir babanın gölgesinde büyüyen Adam ve Charles Trask kardeşlerin zaten pek sağlıklı olmayan ilişkisi, gizemli Cathy Ames’in hayatlarına girmesiyle iyice karışıyor. Adam, Cathy’ye aşık olup evlenirken Charles başından beri kadında bir terslik olduğunu düşünüyor ve kitabın 600 sayfa olmasından da tahmin edilebileceği üzere bu konuda pek de yanılmıyor.
Cathy’nin Trask ailesine girişi yalnızca iki kardeş arasındaki gerilimi artırmakla kalmıyor. Hikâye yıllar ilerledikçe Adam’ın oğulları Cal ve Aron’a kadar uzanıyor ve önceki kuşağın çözemediği meseleler gayet düzenli bir şekilde yeni nesle devrediliyor.
Kısacası East of Eden, iki kuşak boyunca insanların birbirlerine söylemeleri gereken şeyleri söylememeleri yüzünden hayatlarının nasıl giderek daha karmaşık hale geldiğini anlatıyor.
Trask ailesinin temel özelliği de zaten karşılarına çıkan hemen her problemi mümkün olan en zahmetli yöntemle çözmeleri. Birbirine kırılan kardeşler konuşmuyor. Babasıyla sorunu olan çocuk gidip babasıyla konuşmuyor. İnsanlar aşık oldukları kişilere ne hissettiklerini söylemiyor. Birinin geçmişinde korkunç bir sır varsa zaten onu anlatması söz konusu bile değil.
Bunun yerine herkes duygularını yıllarca içinde biriktiriyor, evleniyor, çocuk yapıyor ve problemi bir sonraki kuşağa devrediyor. Bu sayede en fazla bir saatlik hararetli bir aile toplantısıyla çözülebilecek meselelerden John Steinbeck tuğla gibi bir roman, Netflix de 7 bölümlük dizi çıkarabiliyor.
Dizinin merkezinde Florence Pugh’un canlandırdığı Cathy Ames var. Cathy, Amerikan edebiyatının “bu kadının bulunduğu yerde kesinlikle iyi bir şey olmayacak” hissini en hızlı veren karakterlerinden biri. Güzel, zeki, manipülatif ve etrafındaki insanların hayatını karartmak konusunda neredeyse profesyonel bir çalışma disiplinine sahip. Adam’ın hayatına girdikten sonra zaten iletişim konusunda fazla parlak olmayan Trask ailesinin mevcut problemlerine birkaç yeni problem daha ekliyor.
Burada dizinin en büyük avantajlarından biri Florence Pugh. Çünkü Cathy’nin yaptığı şeylerin önemli bir bölümünü başka biri yapsa ikinci bölümde iş karakolda biter. Pugh yaptığında ise insan biraz daha sabredip “Belki kendince bir sebebi vardır” diye bekliyor. Genellikle yok.
East of Eden temelde iyiyle kötü arasındaki mücadeleyi, insanın ailesinden devraldığı özelliklerden kurtulup kurtulamayacağını ve bir önceki kuşağın hatalarını tekrar etmek zorunda olup olmadığımızı anlatıyor.
Türkiye’den bakınca ise dizinin daha pratik bir mesajı da var:
Aile içinde konuşulmayan her konu ileride çocuklara kalıyor.
Dolayısıyla bir yerde miras meselesi, kardeşler arasında eski bir kavga ya da 1998’de eniştenin yazlığında çıkan o kavgada kimin haklı kimin haksız olduğu konusunda hala devam eden bir tartışmanız varsa East of Eden’ı izledikten sonra aile WhatsApp grubuna “Arkadaşlar bunu artık konuşup çözelim” yazmanız mümkün. Gerçi büyük ihtimalle grubun diğer üyeleri mesajı görüldüde bırakıp arkanızdan “Bu da iyice kendini bir halt sandı” diye konuşacaklar ki Steinbeck de zaten yaklaşık 600 sayfa boyunca bu konuşarak çözme çabasının lüzumsuzluğunu anlatıyor.
Dededen toruna uyarlama mirası
Dizinin bir başka güzel ayrıntısı ise Kazan ailesinin East of Eden dosyasını tam 70 yıl sonra yeniden açması. Zoe Kazan’ın büyükbabası, ünlü yönetmen Elia Kazan, romanı 1955’te James Dean’in başrolünde olduğu filme uyarlamıştı. Torunu ise “Dedem kusura bakmazsan burada anlatılacak daha çok şey var” diyerek aynı kitabı bu kez 7 bölüme yayıyor.
Bazı ailelerde dededen toruna ev, arsa ya da yazlık kalırken, Kazan ailesinde East of Eden uyarlama hevesi kalmış gibi görünüyor.
Yeni dizi ayrıca eski filmin yaptığı gibi hikâyenin yalnızca belirli bir dönemine odaklanmak yerine romanın daha geniş bir bölümünü ele alıyor ve Cathy Ames’i çok daha merkezi bir yere taşıyor. Bu sayede yapım, yalnızca “James Dean’in oynadığı klasik filmin uzun versiyonu” olmaktan çıkıyor.
Velhasıl, gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki torun Kazan dedesinin mirasının üzerine yatmamış. Ortaya oldukça gösterişli, zaman zaman ağırlaşan ama oyuncu kadrosu sayesinde sürükleyen bir aile draması çıkmış. Florence Pugh başta olmak üzere Christopher Abbott ve Mike Faist da Trask ailesinin yıllardır devam eden “Birbirimize ne hissettiğimizi kesinlikle söylemeyelim” geleneğini başarıyla sürdürüyor.
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
okumak ister misiniz?
|
|
|
|








.jpg)
















