The Bluff - Hem Anne Hem Korsan Hem John Wick
Korsan filmlerini özlediğimiz şu dönemde, The Bluff tam o boşluğa düşüp "ben varım" dedi, biz de zevkle izledik. Karayip Korsanları serisi yıllardır buzlukta beklerken, birisi gelip "tamam ben hallederim" diyerek ortaya çıkmış, eline kılıcı, beline tabancayı takıp “gemiler maliyetli olur” diyerek adaya çıkmış.
Konu ne?
1840'larda geçen hikâyede ablamız Ercell, korsanlığı çoktan bırakmış, Karayipler'deki ücra bir adada kocası ve oğluyla sakin bir hayat kuruyor. Tabii bu sakinlik uzun sürmüyor: eski korsan ortağı (the Boys severler için Buthcer) Kaptan Connor çıkagelip kocasını kaçırıyor, gömülü altınları geri istiyor. Yani kadın "geçmişimi geride bıraktım" derken geçmiş kapıyı tekmeleyip içeri giriyor, klasik "eski hayatından asla tam kurtulamazsın" hikâyesi, sadece bu sefer kılıçlı versiyonu. Yani ablam sen de keşke o kadar altını faize atsaydın başına bunlar gelmezdi demek istiyor insan zaman kavramını unutarak.
Karl Urban'ın Jack Sparrow olma ihtimali
Karl Urban'ın oynadığı Kaptan Connor, hareketleri ve o ukala gülüşüyle bir tık Jack Sparrow gibi hissettiriyor insana. Kim bilir, belki bu işten sonra adamı bir Karayip Korsanları filmine de çağırırlar. Adam zaten o "her an birini bıçaklayacakmış ama önce espri yapacakmış" havasını çok iyi taşıyor. Disney’in kapısını çalsa şaşırmayız.
Şiddet dozu hiç esirgenmemiş
Bu arada filmin kan-şiddet dozajı da hiç fakirlik çekmiyor. Kafa kesiliyor, göğüs deşiliyor. Yani Disney'in aile dostu, "kemiklerin görünmediği" korsan estetiğini bekleyenler için bir uyarı niteliğinde: burada gerçekten kan akıyor, hem de bol bol.
Hintli ablamız 150 kiloluk adamları savuruyor
Filmde yine çok güçlü bir kadın karakter var, ki bu artık aksiyon filmlerinin standart malzemesi haline geldi: Priyanka Chopra'nın oynadığı karakter, 50 kilo civarında görünmesine rağmen 150 kiloluk adamları oradan oraya fırlatıyor. Hem kadın, hem korsan, hem de John Wick üçü bir arada. Yönetmen tutan her şeyi birleştirmek istemiş gibi. Kadının dövüş sahnelerinde fiziksel mantık devre dışı kalıyor ama kimse şikayet etmiyor çünkü zaten "mantık" aramaya gelmedik bu filme, korsanlık görelim.
Deniz savaşı nerede kaldı?
Bir korsan filminden bahsediyoruz ama maalesef gemiler hak ettiği ilgiyi görmüyor. Keşke filmde ara sahne olarak bile olsa bir deniz savaşı olsaydı, kılıç sallamak güzel ama denizde top gülleleri uçuşması da ayrı bir keyif. Film başında olan o gemi baskını sahnesi tadımızı açıyor, "tamam şimdi bol bol deniz aksiyonu gelecek" diye umutlanıyoruz, sonra film bizi adaya çıkarıp orada bırakıyor, gemiler de uzaktan el sallıyor. Film ilerledikçe bütçe kısılmış gibi.
Devam filmi kapıda mı?
Yapımcılar arasında Russo kardeşler bile varmış, yani büyük bütçeli bir evren kurma niyeti olduğu açık. Benim tavsiyem: beyninizi koltuğun yanındaki bardaklığa bırakıp izleyin, mantık aramayın, sadece aksiyon sahnelerinin ve Karl Urban'ın o gülüşünün tadını çıkarın devam filmi gelirse de oturup onu da aynı şekilde izleriz, şikayetimiz yok.
Puan: Aksiyon sahneleri 85, deniz savaşı eksikliği -30, Karl Urban'ın gelecekteki Sparrow ihtimali %60
(yvzozen Brüksel'den bildirdi)
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
|







.jpg)














(1).png)