Backrooms - 20 Yaşında Bir Çocuğun YouTube`dan Sinemaya Taşıdığı Kabus
Bu film gerçekten sinema tarihinin tuhaf hikâyelerinden biri: Kane Parsons adında bir çocuk, 16 yaşındayken yatak odasında Blender (3d tasarım) programıyla (bedava olduğu için seçmiş, başka bütçesi yokmuş) "Backrooms" adlı bir YouTube dizisi çekiyor, internet çıldırıyor, stüdyolar kapısını aşındırıyor. Çocuk 20 yaşına geldiğinde A24 ona 10 milyon dolar verip "hadi bunu sinemaya taşı" diyor, o da 359 milyon dolar hasılat yaparak herkesi mahcup ediyor. Yani bu film, bir gencin "annem bilgisayar başında ne yapıyorsun, git dışarı oyna" sorusuna verebileceği en tatmin edici cevap. ”Anne 359 milyon dolar kazanıyorum" diyor şimdi muhtemelen her fırsatta.
Konu ne?
Clark (Chiwetel Ejiofor), bir mobilya mağazası işleten sıradan bir adam. Mağazanın bodrumunda garip bir kapı buluyor, kapının ardında sonsuz, boş, flüoresan ışıklı odalar dizisi var. ”Backrooms" denen bu yer, sanki IKEA'nın hiç bitmeyen versiyonu ama içinde İsveç köftesi bile yok, sadece dehşet var. Adam kayboluyor, terapisti Mary (Renate Reinsve) onu bulmak için aynı kapıdan geçiyor, ama o da sonsuz odalarda kayboluyor. Yani kısacası, bir psikoloğun "hastamı bulayım" diyerek girdiği en tehlikeli ev ziyareti bu. Kadın resmen boyutlar arası bir kurtarma operasyonuna çıkıyor, sigorta bunu karşılar mı gerçekten merak ediyorum.
İlk yarı harika, sonra tuhaflaşıyor
Filmin ilk 45 dakikası gerçekten etkileyici, bir noktada "bu film daha ne kadar sürecek" diye saate bakıyorsunuz ve meğer 105 dakikalık bir filmin daha yarısı bile bitmemiş. O kadar yoğun bir bekleyiş hissi kuruyor. Sonra ikinci yarıda film birden vites değiştiriyor, Mary'nin çocukluk travmaları devreye giriyor, "Async Research Institute" denen gizemli bir kurum ortaya çıkıyor. Yani bir anda "boş oda" filminden "gizli kurum belgeseli"ne geçiş yapıyoruz.
Still Life meselesi
Filmin en ürpertici fikirlerinden biri "still life" denen kopyalar: Backrooms, gerçek dünyadaki insanların (ve eşyaların) neredeyse birebir kopyalarını üretiyor, ama bu kopyalar donuk, tepkisiz, sanki mumyalanmış anılar gibi duruyor. İşin asıl rahatsız edici tarafı şu: bu kopyalardan sadece Clark'a ait olanı gerçekten kanıyor, gerçek bir yara izi taşıyor. Yani mekân herkesi eşit şekilde kopyalamıyor, Clark'ın burada geçirdiği süre ya da onunla kurduğu bağ diğerlerinden farklı, sanki yer onu özel müşteri kategorisine almış, VIP kanıyor diyebiliriz. Bu detay, filmin "mekân mı zihin mi" sorusunu kafanıza kazıyan en akıllıca fikirlerinden biri. Bir yer size ne kadar "gerçek" davranırsa, o kadar tehlikeli demek aslında, tıpkı çok ilgi gösteren yeni bir tanıdığa karşı içten içe "bu iş bir yerden patlayacak" hissi gibi.
Async Research Institute, başarısız bir Soğuk Savaş deneyi gibi
İkinci yarıda karşımıza çıkan Async Research Institute, gizli belgeler, deneyler, "bu yeri araştıralım ama kontrol edemeyelim" mantığı ile hareket eden bir örgüt gibi. Ama bunun ötesinde bende bıraktığı asıl his şuydu: sanki başarısız bir Nazi ya da SSCB deneyinin ortasında kalmışsınız gibi bir soğukluk var, resmen "gizli klasör, üzeri damgalı, 50 yıl sonra açılacak" havası estiriyor bilim adamlarının olduğu sahneler. O kurumların "insan zihnini/gerçekliği kontrol edelim" diye başlayıp sonunda kendi yarattıkları şeyin içinde kaybolmaları gibi bir örüntü seziyorsunuz. Bu tema yeni değil ama Backrooms'un steril, flüoresan ışıklı estetiğiyle birleşince ayrı bir soğukkanlı dehşete dönüşüyor.
Eski eş teorisi
Film size hiçbir şeyi doğrudan söylemiyor ama bazı detaylar kafanızda tehlikeli bir teori kurmanıza yetiyor: Clark'ın eski eşiyle ayrıldığı geceyi canlandırdığı bir sahnede, masada tam bir sofra düzeni yok, sadece tek bir bıçak duruyor. Normal bir boşanma hikâyesinde bu kadar "silahlı" bir sofra beklemezsiniz. Asistanının kafası da bir noktada buzdolabında beliriyor, ki bu artık "eski karım beni terk etti" hikâyesinden çok daha vahim bir suç dosyasına benziyor. Bu ikisini yan yana koyunca akla "acaba Clark, mimarlık hayalinin suya düşmesini ve mobilya dükkânına sıkışıp kalmasını eski karısına mal ederken, aslında çok daha karanlık bir şey mi yaşandı" sorusu geliyor. Film bunu asla açıkça söylemiyor, ama bu kadar spesifik ve rahatsız edici detayları tesadüfen koymuş olamazlar. Bu adamın "backrooms'a sığınması" belki de bir kaçış değil, bir saklanma, resmen kendi zihninde inşa ettiği bir "güvenli ev" ama polisten değil kendi vicdanından kaçıyor.
Puan: İlk 45 dakika 95, ikinci yarının kafa karıştırıcılığı 50, "bu filmi 20 yaşında bir çocuk mu çekti" şaşkınlığı 100, IKEA'ya bir daha eskisi gibi bakamama ihtimali %80
(yvzozen Brüksel'den bildirdi)
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
|
|
|
|

.png)






.jpg)
















